Diniajans.net

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Bu haber 151644 kez okundu. | Kategori : DİYANET
Haberin Tarihi :   04 Haziran 2018 - 11:28

Yanlış uygulamalara karşı Diyanet’e tavsiyeler

Büyüt
Küçült
Yanlış uygulamalara karşı Diyanet’e
Dr. C. AHMET AKIŞIK, Yazdı: Yanlış uygulamalara karşı Diyanet’e tavsiyeler

Tanzimat devrinde, özellikle Meşrutiyet’te ve Cumhuriyetin ilk yıllarında dinî kurumlar büyük sarsıntı geçirmişti. Bir yandan global İslam anlayışının temsilcileri, diğer yandan Cumhuriyeti kuran kadroların dine yaklaşımlarıyla İslam ve rükünleri, büyük değişikliğe uğramıştı. Cumhuriyet öncesi Ziya Gökalp’in hazırladığı “Türkçülüğün Esasları” kitabında din sahasında yapılacak değişiklikler ve reformlar, büyük ölçüde bir bir sayılıyordu.
Fizikî olarak büyük Türkiye toprakları Avrupalılarca işgal edilirken Osmanlının omurgasını teşkil eden İslam ve kurumlarının aynı şekilde kalması elbette düşünülemezdi. Öyle de oldu.
Zaman içinde bütün dinî kurum ve kuruluşlar, başta Diyanet İşleri Başkanlığı, imam hatip okulları, yüksek İslam enstitüleri ve Ankara’daki ilahiyat fakültesi, bugünkü ifadeyle tek tek formatlandı. Yeniden yapılandırıldı. Bu değişimde küresel din düzenleyicileri olan Paris, Mısır ve Pakistan aktivistleri aktif rol aldı.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütün müftülüklere gönderdiği ve vaazlarda esas alınmasını istediği ‘İlmihal’inde Selefiyye, bir Ehl-i sünnet/hak mezhep olarak gösterilmiştir. Bu kavram, 19. asrın sonlarında İbn Teymiyye ideolojisinin bir ürünü olarak anti-mezhepçiler tarafından kullanılmaya başlamıştır. Bu kavramın dünyaya yayılmasında Mısır ekolü çok etkili olmuştur. Bugün Orta Doğu’da terör gruplarının en etkili olanlarından biri de Selefiyyeler/Selefilerdir. Ancak bir de Selef/Selef-i salihin kavramı vardır ki, bunun Selefiyye ile bir alakası yoktur. Bu yüzden Selefiyye’nin itikaden sapık ve sapkın bir mezhep olduğu ilan edilmelidir.

İMANIN ŞARTLARININ 5’E İNDİRİLMESİ
Hüseyin Atay’ın “Kur’ân ve Hadis’de İman Esasları” ismindeki eseri, Diyanet İşleri Başkanlığınca basılmıştır. Bu eserde kadere iman, inkâr edilmektedir. Hâlbuki bu görüş, Mutezile’nin görüşüdür. Mutezile ise Ehl-i Sünnet’in dışında bir mezheptir; ecdadımızın 1300-1400 yıl sahip olduğu İslam akaidine aykırı bir inanıştır. Selçuklu ve Osmanlının en mühim özelliği, Sünni Müslümanlığı temsil etmeleridir. Diğer bir ifadeyle Ehl-i Sünnet olmalarıdır. Ehl-i Sünnet’te de imanın şartları, itikat esaslarının temelini oluşturmaktadır. Kaderi inkâr gibi Mutezile inancının resmî kurumlar vasıtasıyla yayılmasındaki hedef, ülkemizde Müslüman halkımızın itikaden birliğini bozmak ve onu fikrî ayrılığa düşürmektir. Diğer bir tavsiye olarak imanın şartının altı olduğu, hutbe ve kitaplar yoluyla açıkça ilan edilmelidir.

İTİKADEN AYRIŞTIRMA
Mısır’daki dinde reformistlerden biri olan M. Reşid Rıza’nın “Muhaveratu’l-muslih ve’l-muqallid” kitabı, “İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri” ismiyle ve H. Karaman’ın sadeleştirme ve notlarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’nca basılmıştır. Hâlbuki eserin yazarı M. Reşid Rıza, çok şiddetli bir Selçuklu ve Osmanlı muarızıdır. O, “Muslih ve Mukallid” diyaloğu ile Ehl-i sünnet mezhep ve âlimlerini hedef alarak tenkit eden, Sünni mezhep ulemasını İslam’da ictihad yapmanın önünde en büyük engel gören biridir. Aynı zamanda Sünni fıkıh kitaplarının bid’at ve hurafelerle dolu olduğunu söyleyen, “Fiten ve Mehdi” ile ilgili hadisleri inkâr eden, mason olan üstadı C. Afganî’nin terörize fikirlerini FETÖ’de olduğu gibi dinde yenilik ve hoşgörü kalıpları içinde sunan, Türklere açıkça düşmanlık gösteren, küresel Oryantalizm emrinde itikaden ve amelen sapık bir ideolojinin temsilcisidir.
Milletimizi ayrıştırıcı bu ideolojinin, ne yazık ki, üniversitelerimizin ilahiyat ve İslami ilimler fakültelerinde bilimsel format çerçevesinde öğretimi yapılmaktadır. Âdeta 1400 senelik Sünni Müslümanlığa savaş ilan edilmiştir. Öyle ki ilmî literatürde kullanılan mezhep müçtehitlerinin unvanları dahi kullanılamaz hâle gelmiştir. Mesela H. Karaman’ın hiçbir eserinde başkasından nakil dışında “İmam-ı Azam” ifadesine rastlanmaz. Bu ideolojik tutum, bütün şer fikir ve akımların yurt içinde rahat bir şekilde yayılmasına ve gelişmesine zemin hazırlamıştır. Onun için FETÖ, 40 sene diyanet ve ilahiyat camiasında hiçbir takibe uğramamıştır. FETÖ’nün fikrî altyapısı ile Taliban, DEAŞ, Nusra ve Selefiyye’nin altyapıları temelde aynıdır. Diğer bir ifadeyle bunların hepsi, ‘Küresel Oryantalizm’in emrinde belli plan ve program çerçevesinde idare edilmektedir.
Müsteşrik kökenli bu sapık ideoloji, ülkemizin son devir ulemasından M. Zahid Kevseri, Şeyhulislam M. Sabri Efendi ve YİE Müdürü Ahmed Davutoğlu tarafından çok şiddetli bir şekilde tenkit edilmiş ve bu akımın bir İslam’ı değiştirme projesi olduğu beyan edilmiştir. Bu sebeple “İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri” gibi kitapların 1300-1400 yıllık Selçuklu ve Osmanlı İslam uygulamasına aykırı olduğu ve ecdadımızın temiz itikadını değiştirmeye yönelik olduğu ilan edilmelidir.

HADİSLERİ AYIKLAMA VE İNKÂR
İslâm’ı kendi fikir ve ideolojilerine alet edenler, akaid ve fıkıhta olduğu gibi, hadis ayıklamacılığı ve inkârcılığı da yapmaktadırlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin bir teknik tabir olarak kullandıkları “haber-i ahad” kavramını müsteşriklerin safına geçerek İslam akaid sistemine karşı kullanabilmektedirler. Mehmet Görmez, Fiten’le (Peygamberimizden sonra olacak hadiseler) ilgili hadisleri, Buhari ve Müslim’de geçse de şaibeli bulmaktadır. Özellikle Diyanet Vakfı ve 29 Mayıs Üniversitesi çevresinde toplanan ve Afgani, Abduh ve R. Rıza ideolojisine sahip yüzlerce hadis münkiri, ilahiyatçı aynı görüştedir. Bunların bir kısmı felsefe ve edebiyat sahasında çalışmaktadır.
Bu yüzden Kur’ân-ı kerimden sonra hüküm istinbatında ikinci kaynak olan hadis; felsefeci, edebiyatçı, Şii meşrepli ve Müsteşrik fikirli ilahiyatçıların tasallut ve inkârından kurtarılmalı, gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu konuda YÖK ve üniversiteler, üzerlerine düşen bilimsel sorumluluklarını yerine getirmelidirler.

İMSAK VAKTİNDE HATA
Namazın sahih ve makbul olması için vaktin bilinmesi, girmesi ve doğru hesaplanmış olması gerekir. Vakit, namazın şartlarındandır.
İmsak vakti, ‘Fecr-i Sadık’la başlar. Bu da doğuda beyazlığın ufuk üzerinde yayıldığı değil, ilk görüldüğü vakittir. O anda fecr yüksekliği, -19 derecedir. Sabah namazının vakti ve oruç da dört mezhebe göre, o vakitte başlar.
Osmanlıda ve Cumhuriyet döneminde Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’a kadar (1983) vakit hesaplama uzmanları, sabah namazı vaktini, imsakten 18-20 dakika sonrasında göstermişlerdir. Bu uygulama, şu hadis-i şeriften kaynaklanmaktadır:
Enes ibn Mâlik, Zeyd ibn Sâbit’den (radıyallahü anh) rivayet ediyor:
Zeyd ibn Sabit anlatıyor: Biz Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile sahur yemeği yedik. Sonra Peygamber (sabah) namazına kalktı. Enes dedi ki: Ben de Zeyd’e:
-Sabah ezanı ile sahur arasında ne kadar zaman geçti? diye sordum.
Zeyd:
-Elli âyet (okuyacak) kadar, diye cevap verdi.
Bu hadis Buhari, Kitabu’s-savm, 1955.; Muslim, Kitabu’s-savm, 2606.; Tirmizi, Kitabu’s-savm, 704. ve diğer Hadis külliyatında bulunmaktadır.
Diyanet İşleri  Başkanlığı Yayınlarından Tecrid-i Sarih’de ilgili hadis açıklanırken bu (elli âyet okuyacak kadar) süre, 18 dakika olarak açıklanmıştır.
Şu anda Diyanet Takvimi’nde (1983 yılından beri) bu 18 dakika kaldırılmış, imsak vakti, sabah namazı vaktine çekilmiştir. Dolayısıyla ezan okunurken ağızında lokma olan nasıl hareket edecektir? Çünkü o andan itibaren oruca başlamış olması gerekiyordu. Uygulamada ezan okunduktan sonra dahi bir müddet yemeğe devam edenlerin olduğu bilinmektedir.
İşte bu tehlikeden dolayı vakit hesaplama uzmanları, söz konusu hadis-i şerifi dikkate alarak imsak ile sabah namazı arasına 18 dakikalık bir müddet koymuşlardır.

NAMAZ VAKİTLERİNE KİM MÜDAHALE ETTİ?
Geçtiğimiz ramazan aylarından birinde gazeteci Murat Bardakçı, bir programda Abdülaziz Bayırdır’ı konuk etmişti. A. Bayındır, bilinen bir simadır. İslam İlimleri alanında Selçuklu ve Osmanlı dâhil Sünni âlimler, ne söylüyorlarsa, âdeta tümüne karşı bir tavır sergiler. İslam’da Modernizm’in savunucusudur. Kendisi diyalogcudur. Mezheplere ve imamlarına hiç inanmaz, ‘Hadislerin çoğu uydurmadır’ der.
A. Bayındır, bu programda bizzat namaz vakitleri konusuyla ilgilendiğini, Diyanet ile birçok toplantılar yaptığını, imsak vaktinin sabah namazı vaktine çekilmesi konusunda başarılı olduğunu dile getirdi. Ancak bunun yeterli olmadığını, imsakin güneşin doğuşuna yaklaşık 30-40 dakika kalan bir zamana kadar çekilmesi lazım geldiğini söyledi. İşin çok enteresan yönü, A. Bayındır’ın, namaz vakitlerinin yanlış hesaplandığını açıklamasından sonra, Hayrettin Karaman, “Diyanet İşleri Başkanlığı, bu arkadaşı dinlemelidir” diyerek bir yazı kaleme almıştır. Diyanet, ikindi vaktinde 5-7 dakika ve yatsı vaktinde de 6-11 dakika arasında değişikliğe gitmiştir.

TEMKİN NEDİR?
Bir namazın “hakikî vakti” ile “şer’î vakti” arasındaki zaman farkına temkin zamanı denir. Temkin miktarı, her namaz vakti için yaklaşık aynıdır. Bir şehrin en yüksek mahalline mahsus olan temkin zamanı değiştirilemez.
İstanbul’daki râsıda yakın olan en yüksek yer, Çamlıca Tepesi olup, yüksekliği 267 metredir. Güneş’in batışında bu tepede son ışıkları kayboluncaya kadar geçen zaman, temkin vakti olup bunu hesapla bulunan “hakiki vakit”e ilave edince “şer’î vakit” bulunur. İstanbul için temkin miktarı, ortalama 10 dakika olarak belirlenmiştir. Her yerin temkin miktarı farklıdır. Yerleşim yerleri için temkin miktarlarını gösteren cetveller yapılmıştır.
Temkini kaldırınca fıkhî bakımdan ibadetler tehlikeye girer. İstanbul’da Kadıköy’de oturan bir Müslüman, hesaplara göre akşamda “hakiki vakit” girdiği hâlde Çamlıca Tepesi’nde güneş ışığı görünüyorsa, orucunu bozamaz. Hesapla elde edilen namaz vakitlerine bu temkin miktarları ilave edilerek takvimler hazırlanmaktadır.
Temkinlerle oynama, ibadetlerle oynama ile aynı anlama gelmektedir.
Ülkemizde şehirlerin temkinlerini, son Osmanlı vakit uzmanları hazırlayarak cetveller hâlinde ilan etmişlerdir.
Bu durumda temkin kavramı ile gelişigüzel kullanılan ihtiyat, aynı değildir. Çoğunlukla, bu iki ifade birbirine karıştırılmaktadır. “Temkin”, vakit hesaplamada kullanılan bir terimdir. Bu yüzden Diyanet İşleri Başkanlığı, kendi takviminde imsak başta olmak üzere namaz vakitleriyle ilgili değerlerde acilen 1983 yılı öncesine dönmelidir...

 

Dr. C. AHMET AKIŞIK



Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
Etiketler :
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu yorum : 1 yıl önce yazıldı.
Yorum Sahibi : bekir
 
Kim bu adam, internette arattım, herhangi bir şey bulamadım. yalnız türkiye gazetesinde bulablilldim. YAHU TÜRKİYE GAZETESİ GİBİ ADAMLAR ÜZERİNDEN Mİ İŞLERİNİZİ YÜRÜTÜYORSUNUZ? YAZIK VALLAHİ YAZIK.
DİĞER HABERLER
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Diniajans.net | http://diniajans.net/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2019 - 2020
Diniajans Haber Sitemiz hiç bir Resmi Kuruluşun Yayın Organı değildir.Tamamen Özerktir. Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.