www.camises.com.tr

Diniajans.net

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
mülakaı-1
Bu yazı 192167 kez okundu.
Yazının Tarihi :   21 Eylül 2013 - 00:00:17

İrfanî Gelenek Perspektifinden Zamanımıza Bakış: Günümüzün Ârifi Olmak

Büyüt
Küçült
İrfanî Gelenek Perspektifinden Zamanımıza Bakış: Günümüzün Ârifi

Fatih ÇINAR

‘Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hak

Padişah konmaz saraya hâne mamûr olmadan'

Şemseddin Ahmed Sivasî (k.s.)

İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren şekillenmeye başlayan tasavvufî sistem eşyaya¸ olaylara ve var oluşa dair görüş ve düşünce sistemi ile her dönemde dikkat çeken bir sistem olmuştur. İrfanî geleneğimizin temsilcileri¸ bizlere¸ hayatı anlamlı kılabilme adına ezelden ebede seyreden ‘var olma serüveni' hakkında çok zengin ve geniş bir miras bırakmışlardır. Onlar¸ Allahu Teâlâ'nın birliği¸ gerçek anlamda sadece O'nun varlığı ve bütün eşyanın gölge varlıklar olması şeklindeki genel düşüncelerini ‘Nefsini bilen Rabbini bilir'[1] düsturunca insanın kendisini tanımasına/bilmesine bağlamışlardır. İman¸ ibadet ve ahlâka dair görüşlerinin de temelini oluşturan bu düstur ile hayatı¸ eşyayı ve var oluşu anlamlı hale getirmeye çalışmışlardır. Sûfîlerin bu derûnî fikir dünyaları onları dünya ve ahiret dengesine sahip bir hayat yaşamaya sevk etmiştir. Dünya ve içerisindekilerin sevgisinden kurtulmayı Allahu Teâlâ'ya ulaşmak için hedef olarak belirleyen sûfîler¸ zikir¸ tefekkür ve yoğun bir ibadet hayatı ile gerçek mutluluk ve huzurun peşinde olmuşlardır. Onların iman¸ amel ve ahlâka dair görüş ve düşüncelerinden¸ koşuşturmalar¸ hırslar ve farklı sevgileri kalplere nakşetmeye çalışan sekülerizm/dünyevileşme[2] hastalığı ile karşı karşıya kalan günümüz insanının istifade edeceği birçok husus olduğu kanaatindeyiz. İrfanî geleneğimizin büyülü dünyasından günümüz insanının inanç¸ amel ve ahlâkî boyutunu şekillendirecek ve onu bir iç huzura kavuşturacak şu ilkeleri çıkarmak mümkündür:

İnanç ve İbadet Hayatımıza İrfanî Geleneğimiz Açısından Bir Bakış

      Sûfîler¸ Allah'a ve diğer iman esaslarına şeksiz şüphesiz bir şekilde iman etmenin öncelikli bir görev olduğu kanaatindedirler. Çünkü Allahu Teâl⸠insanı bu âlemde kendisini tanıması/bilmesi ve kendisine ibadet etmesi için yaratmıştır.[3]Sûfîlere göre¸ Allahu Teâlâ'yı gizli-açık her türlü şirkten uzak bir şekilde tanımak nefsin hile ve tuzaklarından kurtulup fena ve beka makamlarını geçerek hakikatleri bütün çıplaklığı ile görmeye bağlıdır.[4] Yükselişinde tevhid-i ef'âl¸ tevhid-i sıfat ve tevhid-i zât mertebelerini¸ iniş kavsin de ise Cem'¸ Hazretü'l-Cem ve Cem'u'l-Cem mertebelerini içeren bu manevî yolculuk kişiyi Allahu Teâlâ'nın bir olduğu fikrinin/tevhidin bütün sırlarına ulaştıracak bir sistemdir.[5] Bütün berraklığı ile kişinin gönül dünyasını kaplayacak bu temiz tevhid inancı sayesinde mü'min¸ tarifi mümkün olmayan bir iç huzura kavuşacaktır. Çünkü gönül huzurunun önündeki nefis¸ dünya¸ şeytan ve şeytanî vasıflara bürünen insanlar silinip gidecek gerçek mutluluğun kaynağı olan Allah'tan başka her şeyin sevgisi yok olacaktır. Dünya sevgisi ile her tarafı sarılan¸ nefsini peşinden koşturacak birçok albeni ile imtihan olan ve şeytanın birçok yolla gönlüne tasallut etmesi kolaylaşan günümüz insanı ancak böyle bir inanç sistemi ile iç huzura kavuşacaktır. Baktığı her şeyde Allahu Teâlâ'nın tecellisini gören ‘mü'min' var edilen her şeye derinden bir bağ ile bağlanacak ve saygı duyacaktır. Gerçek amacın Allahu Teâlâ'yı tanımak olduğunu fark eden ‘gönül insanı' dünyanın debdebesi ve günlük koşuşturmacaları içerisinde kaybolmadan esas hedefine kilitlenecek¸ huzuru ve mutluluğu kendisine yoldaş edinecektir.

      Bu âriflik bilinci ile ibadetlerine yönelecek mü'min bıkmadan¸ usanmadan ve herhangi bir gevşeklik göstermeden var edilişinin gereği olan ibadet hayatını sönmeyecek kandillerle taçlandıracaktır.[6] İslâm'ın direği olan namaza koşan kişi İ. Hakkı Bursevî'nin (ö.1725) şu tespitleri ile irkilip kendine gelecek¸ şuur ve gayret ile ibadetine dört elle sarılacaktır: "İşin gerçeği şudur: Sağ el ahiretten¸ sol el ise dünyadan ibarettir. Elleri kaldırmak ise dünya ve ahiret ilgisini elden çıkarıp arka tarafa atmak ve her ikisi sebebiyle de büyüklenmeyi yok etmek anlamını taşır."[7] Kişi¸ Serrac'ın (ö.988) işaret ettiği şu hakikatlerle namazını eda edecektir: "Namazda kıyam edebi¸ Allah'ın huzurunda bulunma şuurudur. Kıraat edebi¸ Kur'ân ayetlerini gönül kulağıyla dinliyormuş gibi yahut da Allah'a okuyormuş gibi bir duyguyla okumaktır. Rükû edebi¸ Allah'ı yüceltmek¸ kendisini bir toz zerresi gibi görmek; secde edebi ise Allah'a yakın olma halini hissetmek ve O'nu aziz bilmektir."[8] Ruhuna¸ aklına ve nefsine oruç tutturmaya çalışan mü'min¸ orucu¸ Hz. Mevlânâ'nın (ö.1273) ifadesiyle insanı Mirac'a götüren¸ Kur'ân'ın sırrı olan¸ insana taze can bağışlayan ve onu varlıkta yokluğa ulaştıran bir ibadet şuuru[9] ile ifa edecektir. Zekât vermesi gereken bir mü'min ise madde ve mal düşkünlüğünü tedavi için bu ibadetinde dikkatli davranacaktır. Hacca yönelen bir mü'min ise Allah'ın evi olan Kâbe'ye gösterilmesi gereken önem kadar gönül Kâbe'sine de önem verilmesi gerektiği şuuru ile haccını eda edecektir.[10] Tıpkı Yunus'un dediği gibi:

Ak sakallı pîr koca bilmez ki hâli nice

Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise[11]

İrfanî Geleneğimiz ile Ahlâkî Yaşantımıza Bakış

Sûfîler¸ tasavvufu sadece şekil ve ilmi kriterlerle sınırlandırılmış bir yol olarak görmemişlerdir. Onlara göre hedef ahlâkî bir değişim/dönüşüm yaşayarak Allahu Teâlâ'nın ahlâkı ile ahlâklanabilmektir. O'na (c.c) tevekkülü Hz. Mevlânâ'nın;

Gel tevekkül et¸ çalışmak üzre hep¸

Önce tohum ek sonra kıl Hakk'tan talep

mısralarında gören birey tembellik ve sefahatten uzak duracak ve böylece hazır yiyicilikten son derece kaçınmış olacaktır. Yine¸ İbrahim Tennurî'nin (ö.1482) ‘Lütfun da hoş kahrında hoş' anlayışı ile rıza halini iliklerine kadar hissedecektir. Kişi¸ Allah'tan başka her şeyi gönlünden çıkararak zühde; Muhammed b. Hafif'in (ö.?)[12] ‘Elden çıkanın ardından bakmamak ve var olanla yetinmek' şeklinde tanımladığı kanaate ve İbnAtâ'nın (ö.923 veya 931) ‘Kalbi Allah'a tahsis etmek' şeklinde ifade ettiği istikameteulaşacaktır. Böylece Hz. Peygamber'in (s.a.v.) cömertlik¸ yalan söylememe¸ doğruluk¸ sır tutma¸ hakaret etmeme¸ sevgi¸ hoşgörü¸ sabır¸ teenni¸tevbe¸ merhamet¸ takva ve israftan uzak durma gibi bütün güzel ahlâk ilkelerini hayatına yansıtabilen bir ayna olacaktır.[13] Baş döndürücü bir hızla gelişen teknoloji¸ bilim ve ekonomik refah ile birlikte müsrif¸ bencil¸ sevgi ve hoşgörüden yoksun¸ sıkıştığında yalandan sakınmayan¸ tahammülsüz¸ aceleci ve daha birçok kötü ahlâk ilkesini sıradanlaştırangünümüz dünyasında kalbi ve gönlü büyük yanılgılara maruz kalan bizlerin¸ sûfîlerin bu çağrısına büyük ölçüde ihtiyaç duyduğumuz açıktır. Onlar¸ Kur'ân ve sünnetten ilham alarak şekillendirdikleri güzel ahlâk anlayışlarını düşünce sistemleri içerisinde kilit bir noktada görmüşlerdir.Modern çağın tesiri ile kendinden gün geçtikçe uzaklaşan günümüz insanının gönlünü ve gidişatını Kur'ân ve sünnetin gösterdiği güzel ahlâka yönlendirmesi dileği ile…

 "Tasavvuf¸ ahlâktır. Ahlâkça senden üstün olan tasavvufta da senden üstündür."[14] (Kettani)    

"Ahlâkı ile halkı hoşnut etmeyen kimsenin Allah katında hiçbir değeri yoktur." (Feridüddin Atar)

"Güzellik sûretialdayan bir kisve ile olmayıp mekârim-i ahlâk ve mehâsin-i ahvâl ile olduğu muhakkaktır. Âlem-i beşeriyyetin senden beklemekte olduğu da güzel huyluluğun ve güzel ef'âlinden ibarettir."[15](Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi)

 

 

 

[1]Aclûnî¸ Keşfu'l-Hafâc.II¸ s. 262. (Hadis No:2532).

[2] Ramazan Altıntaş¸ Din ve Sekülerleşme¸ Pınar Yayınları¸ İstanbul 2005¸ s.101-193.

[3]Zariyat 51/56.

[4]SadreddinKonevî¸ en-Nusûs fî tahkîkitavri'l-mahsûs¸ (Vahdet-i Vücûd ve Esasları)¸Çev: Ekrem Demirli¸ İz Yay.¸ İstanbul 2004¸ s.19-25.

[5] Necmettin Şahinler¸ Ganiyy-i Muhtefi'denMerâtib-i Tevhîd Risalesi Yorumu¸ İnsan Yayınları¸ İstanbul 2011¸ s.85-176.

[6]AhmedZerruk¸ Tasavvufun Esasları¸ Çeviren: Mehmet Uysal¸ Özkan Matbaacılık¸ Ankara 2010¸ s.130¸ 219.

[7] İsmail Hakkı Bursevî¸ Kitâbü'n-Netîce¸ Hazırlayan: Ali Namlı-İmdat Yavaş¸ İnsan Yayınları¸ İstanbul 1997¸ c.II¸ s.62.

[8] Ebu NasrSerrac et-Tusî¸ el-Lum'a¸ Çeviren: H. Kamil Yılmaz¸ Altınoluk Yayınları¸ İstanbul 1996¸ s.160.

[9] Müjgân Cumbur¸ ‘Mevlana'ya Göre Oruç Ayı'¸ I. Milletlerarası Mevlana Kongresi Tebliğleri İçerisinde¸ Konya 1988.  

[10] Bu konuda geniş bilgi için bkz; Mehmet Demirci¸ İbadetlerde Manevi Boyut¸ Mavi Yayıncılık¸ İstanbul 2004¸ s.29-85.

[11] Yunus Emre¸ Divan¸ Hazırlayan: Mustafa Tatçı¸ Akçağ Yayınları¸ Ankara 1991¸ s.207.

[12]Feridüddin atar¸ Tezkiretü'l-Evliya¸ Tercüme: Süleyman Uludağ¸ Mavi Yayıncılık¸ İstanbul 2002¸ c.I¸ s. 609

[13] H. Kamil Yılmaz¸ Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar¸ Ensar Yayınları¸ İstanbul 2011¸ s.156-183.

[14] Süleyman Ateş¸ İslam Tasavvufu¸ Yeni Ufuklar Neşriyat¸ İstanbul Tarihsiz¸ s.333.

[15] Osman Hulûsî-i Darendevî¸ Mektubât-ı Hulûsî-i Darendevî¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul 2006¸ Mektubât¸ s.216. (Altmış İkinci Mektup)

Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR



İHBAR
YAZAR GİRİŞ
Son Yorumlar
Kenan Ergün
KURBANLARIMIZI DEVLETİMİZE BAĞIŞLAYALIM. AMERİKAYA MİLYONLARCA TOKAT ATALIM.
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Diniajans.net | http://diniajans.net/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2017 - 2018
Diniajans Haber Sitemiz hiç bir Resmi Kuruluşun Yayın Organı değildir.Tamamen Özerktir. Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.