www.camises.com.tr

Diniajans.net

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
mülakaı-1
Bu yazı 193074 kez okundu.
Yazının Tarihi :   23 Temmuz 2015 - 00:00:15

Birlik ve Beraberliğin Korunması

Büyüt
Küçült
Birlik ve Beraberliğin

Sezai Erdal

            Toplum halinde yaşamanın kendisine göre ilke ve  kuralları vardır. Cemiyet hayatını zinde tutan bu ilke ve kuralların bazılarını dinî ve ahlakî normlar belirlerken, bazılarını da gelenek ve görenekler belirlemektedir. Kurallar yaklaşık her toplumda birbirine benzemesine rağmen toplumun bütün fertlerinin bu kurallara aynı ölçüde uyması doğal olarak beklenemez. Vakıa da bunu göstermektedir. Sonuçta ise, uyulması gereken bu kuralların çiğnenmesiyle, toplum fertleri arasındaki ahenk bozularak, kişilerin birbirleriyle olan ilişkileri kötüye gitmekte veya tamamen kesilmektedir. Başka bir ifade ile toplumsal dayanışma zayıflamakta ve huzur yok olmaktadır.

            İnsan olmak noktasında İslam Toplumlarında da farklı sebeplerle birbirleriyle karşılıklı çekişmeler, çatışmalar olabilmektedir. Bu durumda, söz konusu  olumsuzlukların, ileri boyutlara taşınması engellenerek, İslam Dininin getirmiş olduğu güzel yollarla problemlerin çözümü için her bireyin üzerine düşeni yerine getirmesi gerekmektedir

 

Nifaktan uzak bir  müslüman, tefrika ve bölünmenin zararlarını ve bunun yaşanan acı tecrübelerini bile bile, birlik ve  beraberliği bozacak davranışlarda bulunamaz. Bir saadet güneşi olarak doğan  ve insanlığı eşsiz bir medeniyet seviyesine eriştiren İslamiyet, renkleri vedilleri farklı olan insanları, aynı inanç etrafında birleştirmiş, kin ve düşmanlıkları ortadan kaldırarak gerçek anlamda huzur ve barışı getirmiştir.

Fakat bu birlik ve beraberliğin oluşması kadar sürdürülmesi de bir o kadar önem arz etmektedir. Resulullah döneminde ara sıra bu birlik ve beraberliğe zarar verebilecek bir takım olumsuzluklar da olmuş ve ancak O´nun yerinde müdahalesiyle bu hadiseler önlenmiştir. Bunlardan bir tanesi şu şekilde cereyan etmiştir:

Medine´de Evs ve Hazrec adında iki kabile vardı. Bunlar İslam´dan önce birbirleri ile nesiller boyu savaşmışlardı. İslamiyet´in gelişi ile birlikte kaynaşarak kardeş olmuşlar ve aralarındaki kavgaya son vermişlerdi. Bu iki kabileden bir grup Müslüman, birbirleri ile sohbet ederken gören ve bu manzaradan hoşlanmayan azılı bir münafık, bunların arasını açmak ve onları yeniden kavgaya sürüklemek maksadıyla bir fesat planı tasarlamış ve planını gerçekleştirmek için de bir Yahudi gencini çağırarak orada oturup kardeşçe sohbet eden Müslümanlara, aralarında geçen eski savaşları hatırlatarak onları birbirine düşürmesini istemişti.

Nihayet genç, onun dediği şekilde hareket etti. İki kabile arasında daha önce geçmiş olan Buas harbinden sözaçarak eski yaraları kurcaladı. Bunun üzerine iki kabileye mensup Müslümanlar eski günlerini hatırlayarak galeyana geldiler ve birbirlerine kırıcı sözler söylemeye başladılar. Derken tartışma büyüdü. Her iki taraf, silahlarıyla birlikte Harre Meydanında buluşmak üzere harekete geçtiler. Böylece silahlı bir çatışmanın eşiğine gelinmiş oldu.

Durum çok vahimdi. Düşmanlıkları unutup samimi Din kardeşi olanlar, dostça sohbet edenler, şimdi bir İslam düşmanının tahriki ile tuzağa düştü ve birbirlerinin kanını dökmek için karşı karşıya geldi. Bu durumu haber alan Peygamber Efendimiz, bir grup ashabı ile birlikte hemen olay yerine geldi ve onlara şöyle hitap etti:

"Ey Müslümanlar Topluluğu!

Bu yaptığınız nedir? Allah sizi İslam ile hidayete erdirdikten ve sizi küfürden kurtarıp kardeş yaptıktan sonra yine küfre mi dönmek istiyorsunuz?"

Peygamberimizin bu nasihati üzerine kabileler, şeytanın oyununa ve düşmanlarının tuzağına düştüklerini anladılar. Silahlarını atıp birbirleri ile kucaklaştılar ve Peygamberimizle beraber oradan ayrıldılar.[1]

İşte Alemlere Rahmet olan O Kutlu Nebi (sav) kavgaları sona erdirmiş; bir arada yaşama ahlakı ve hukukunun temellerini atmıştır.

Bugün sahip olduğumuz milli kültürümüzün her alanı dinle yoğrulmuştur. Milletimizin İslam dinini kabul ettikleri tarihten bu güne kadar dinimiz, milli kültürümüzle adeta özdeşleşmiştir. Milli kültürümüzden, dini motifler çıkarıldığı zaman geriye fazla bir şey kalmaz. Bu da, milli kültürümüzün dinden soyutlanamayacağını gösterir. Çünkü İslam dininin tebliğ etmiş olduğu ilahi mesajın özü, bilgi, hikmet, adalet, hak, hukuk, huzur ve mutluluktur.

Türkiye´de farklı kökenlerden gelen insanların, bu aziz milletin bir ferdi olarak en geniş ortak paydası İslamiyet ve vatandaşlıktır. İslamiyet´ten beslenen milli kültürümüz, tarih boyunca vatandaşı olan fertlerin kökenlerine göre değil, sahip oldukları kıymet ve değerlerine göre davranmayı öğretmiştir. Etnik milliyetçiliğin dünyayı sardığı bir dönemde, bizi birleştirecek olan yegane güç, yine İslam dinidir.

            Unutmayalım ki, tarih boyunca bizi ayakta tutan, milli ve manevî değerlerimizdir. Dün olduğu gibi bugün de, birlik ve beraberliğimizi bozmaya, kutsal değerlerimizi sarsmaya çalışanlar olacaktır. Bu çabalar, sağduyu sahibi milletimizin sağlam ve sarsılmaz imanı karşısında elbette başarıya ulaşamayacaktır

 

Milli ve manevi değerlerin zayıflamaya başladığı, basit menfaatler uğruna karşılıklı diyalogun terk edildiği, buna karşın; dostlukları, menfaat ilişkilerinin belirlediği günümüz toplumunda Müslümanlar kendilerine bir huzur reçetesi gibi verilmiş olan "din kardeşliği" mefhumunu ve bu çerçevede birlik-beraberlik anlayışlarını yeniden gözden geçirmeleri;  tarih boyunca, ve günümüz dünyasında yaşanmakta olan felaketlerden ders almaları gerekmektedir.

Tarihe baktığımız zaman görürüz ki, birlik ve beraberliğini devam ettiren milletler, yücelmiş ve yükselmişlerdir. Bölünüp parçalanan ve bölücülüğün pençesine düşen milletler ise tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir.

            Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY :

"Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez,

            Toplu vurdukça gönüller, onu top sindiremez.

            Sen, ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır.

            Milletler için, işte kıyamet o zamandır" dizeleriyle bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmiştir.

            Sözün özü: Huzur ve güven içinde yaşayabilmemiz için daima güçlü olmak zorundayız. Güçlü olmanın en önemli şartı milletçe dayanışma, birlik ve beraberlik içinde bulunmaktır.

Birliğimizi ve dirliğimizi bozmaya çalışan düşmanların aramıza sokmak istedikleri fitne ve fesat karşısında son derece uyanık ve tedbirli olmalıyız. Unutmayalım ki hepimiz aynı geminin yolcularıyız. Kurtuluşumuz için tek çıkar yol, içinde bulunduğumuz gemiyi hep birlikte  korumak ve kollamaktır.

 

            Allah (cc) birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin (Amin)


[1]İbn Hişm, es-Sîretü´n-Nebeviyye, II, 131-132. Thk. Nureddîn en-Nevfe. İkinci baskı, Beyrut, 2003.

Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR



İHBAR
YAZAR GİRİŞ
Son Yorumlar
Kenan Ergün
KURBANLARIMIZI DEVLETİMİZE BAĞIŞLAYALIM. AMERİKAYA MİLYONLARCA TOKAT ATALIM.
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Diniajans.net | http://diniajans.net/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2017 - 2018
Diniajans Haber Sitemiz hiç bir Resmi Kuruluşun Yayın Organı değildir.Tamamen Özerktir. Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.