www.camises.com.tr

Diniajans.net

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
mülakaı-1
Bu yazı 21203 kez okundu.
Yazının Tarihi :   27 Aralık 2017 - 18:49:14

Bir Rüyanın Hatırlattıkları

Büyüt
Küçült
Bir Rüyanın

Mehmet Haci LALE

Ben Mehmet Haci LALE 1965 Tarihinde Siverek'e bağlı Kamişek köyünde doğdum. 1973 yılında İlk ve orta okulu,Siverek Temel Eğitim Yatılı Bölge Okulunda tamamladım. Sınav sonucu 1981 yılında Adana Erkek Lisesini kazandım. 1984 yılından liseden iyi derece ile mezun oldum. 1986 yılında Dicle Üniversitesi Siirt Eğitim Yüksek Okuluna girdim ve 1988 yılı haziranında mezun oldum. 1989 yılında Mardin'in Kızıltepe İlçesinin Akalın köyüne atandım. Kızıltepe'de yaklaşık yedi yıl öğretmenlik ve yöneticilik yaptım. 1991-1992 yılları arasında Bolu Mudurnu'da öğretmen olarak vatani görevimi yaptım. Askerlik dönüşü Kızıltepe'de görevime tekrar başladım.1996 yılında memleketim olan Siverek'e tayin oldum. Siverek' te dört yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 1999 yılında Şair İbrahim Rafet İlköğretim Okuluna müdür yardımcısı olarak atandım. 2001 yılında aynı okulda müdürlüğe başladım. Bu tarihten sonra değişik okullarda müdürlük görevine bu güne kadar devam etmekteyim. Evli ve beş erkek iki kızım var.

Bir Rüyanın Hatırlattıkları

         Dün gece bir rüya gördüm. Bir salondaydım. Topu topuna otuz veya kırk kişi salonda bulunuyordu. Bunlar farklı iki İslami cemaatte mensup bireylerdi. Onları oraya toplayan amaç, terör devleti olan İsraili protesto etmekti. Dikkatimi çeken husus, bir grup slogan atınca diğerleri sessiz duruyor; berikiler slogan atınca da diğerleri sessiz duruyordu. Yani seslerini birbirlerinden esirgiyorlardı. Ben bir masada oturmuştum. Masa naylon muşamba kaplıydı. Kalemimi çıkarıp muşambaya şu cümleyi yazdım: Salonda birleşme iradelerini göstermeyen kişiler, sahada asla birleşemezler.

        Kuranı Kerimde bir çok surede ve yüzlerce ayette, Yahudi milletinin, dinlerine ve peygamberlerine karşı gösterdikleri direnç hikaye edilir. Onlar, Hz İsa (a.s) ı öldürmeye yeltendiler. Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya (a.s)ları hunharca katlettiler. Onlara Allahın emriyle denizde yollar açan ve onları firavun gibi bir zalimin zulmünden kurtaran Musa (a.s), on gün aralarından uzaklaştı diye buzağıya tapan bu millet, çok azı hariç büyük bir yekunu şimdi olduğu gibi Allaha, Peygamberine ve Müslümanlara karşı düşmanlıkta hep başrolü oynadılar. Böyle bir düşmana karşı bile farklı cemaatler birleşemiyorlarsa ne zaman birleşecekler.

          İslami halkların yaşadığı ülkelerde bir sürü farklı gurup var. Rabbimiz bir, peygamberimiz bir, kitabımız bir, yöneldiğimiz kıble aynı fakat cemaatler farklı farklı. Neredeyse yüz kişiden biri ya cemaat lideri ya da tarikat şeyhi! Böyle olunca yani gönüller farklı farklı vurunca zalimlerin, fasıkların ve kafirlerin açık hedefi durumuna geliyoruz. Bizden korkacakları yerde, durumumuzu görünce iştahları kabarıyor. Bunun örneklerini yakın tarihimizde yaşadık. Aslında cemaatler ve tarikatler sonuçtur. Bunlar durduk yerde türemediler. Peygamberimiz döneminde, dört halife döneminde ve  onlara tabii olanlar döneminde böyle parçalı yapıya rastlanmaz. Emeviler ve Abbasiler döneminde Müslümanlar birbirinin kanını akıtmaya başladılar ama, bunlar siyasal sonuçlardı. Yani yönetim elitinin baş olma veya çıkar kavgası idi.  Selçuklular döneminde Kadiri, ve Osmanlı döneminde Nakşileri görüyoruz.

        Osmanlı devletinin yıkılışı ile başlayan istibdat sürecinde Müslümanlar hal çarelerini aramaya başladılar. Mısırda İngiliz emperyalizmine karşı Hasan Elbenna öncülüğündeki Müslüman Kardeşler, Türkiyede Said Nursi öncülüğünde Nurcular, Süleyman Hilmi Tunahan öncülüğünde Süleymancılar ve Hindistanda Cemaat-i İslami, daha sonraları İsrail Zulmüne karşı mücadele ile öne çıkan Filistinde Hamas ve Lübnanda Hizbullah örgütleri gün yüzüne çıktılar. Bu örgütler şüphesiz sonuçtu; bunlar amaç değildi. Bu cemaat veya tarikatların tarihini incelediğimiz zaman İslami devletin olmadığı, insanların beşeri kanunlarla yönetildiği bir süreçte ortaya çıkmışlardır. İslami yaşam gereksinimini bu şekilde yaşamaya ve yaşatmaya çalışmışlar.

        Günümüzde ise ilkbahar yağmurları ile canlanan tabiat gibi, her türden ve telden gurupcuklar oluşmuş durumda. Bunlar fayda yerine zarar veriyorlar. Suriye meydan savaşını, emperyalist ülkeler bunlar eliyle sürdürüyor. İran, Hizbullah marifeti ile savaşta. ABD, İşidciklerini kullanıyor. Rusya ise pastada pay kapma savaşı veriyor. Bu küresel ve bölgesel güçlere karşı Suriye düzleminde varoluş mücadelesi veren onlarca İslami gurup var ama, bu olumsuz şartlar bile onları birleştirmeye yetmiyor. Müslümanlar bu şartlarda birlik olmayacaklarsa, birlik ne zaman? Hiçbir ayet bölünün demiyor! Hiçbir hadis-i Şerif bölünün demiyor! İçtihat eden hiçbir müçtehit bölünmüşlüğü övmüyor! Lakin biz bölündükçe bölünüp rahmetten uzaklaşıp zahmet oluyoruz, dahası azap oluyoruz. Dileğim ve ümidim, ben Müslümanım diyen insanların bir ve beraber hareket etmeleri. Zafer ve Allahın yardımı birliğimizde saklıdır

Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR



İHBAR
YAZAR GİRİŞ
Son Yorumlar
Kenan Ergün
KURBANLARIMIZI DEVLETİMİZE BAĞIŞLAYALIM. AMERİKAYA MİLYONLARCA TOKAT ATALIM.
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Diniajans.net | http://diniajans.net/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2017 - 2018
Diniajans Haber Sitemiz hiç bir Resmi Kuruluşun Yayın Organı değildir.Tamamen Özerktir. Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.